İLİM BAKİ FECR-İ ATİ

İnsan, hayatı boyunca her an, her dakika öğrenmekte. Gözünü açıp kapaması, bir ses işitmesi, işittiğini, gördüğünü anlamlandırma süreci ve bu süreç sonunda ortaya çıkan ürün… Tüm bunlar öğrenmenin bir parçası ve hatta kendisi. Bazen gördüğümüzü, duyduğumuzu, anlamlandırmak için, bazen de yanlış anlamalarımızı fark etmek, düzeltmek için başkalarına ihtiyaç duyarız. Bu kişi bazen arkadaşımız, bazen anne – babamız, bazense hiç ummadığımız biri ve bazen hayatın kendisidir.
Öğrenmek, okulla sınırlı değildir. Çünkü okul hayatı öğretmez; sadece hayata hazırlar. Başımıza gelen küçük olaylardan büyük sonuçlar çıkarmama yeteneği kazanmamıza yardımcı olur. Öğretmenler bu yolda bizlere birer ışık, önderdir. Eğer hayat karanlık bir tünelse öğretmenler bu karanlığı parçalayan, karanlığı kucaklayan, dolduran, tünele hayat veren yıldızlardır. Hayat savaşında, savaşmamız için elimize zırhımızı, silahımızı veren, mücadele tekniklerini öğretenlerdir.
Öğretmen, sadece öğretmez. Hayatımızda ıskaladığımız güzellikleri bizlere gösteren, kendi hayatlarındaki güzellikleri bizlerle paylaşan, umutsuz anımızda mut etmeyi hatırlatan, sevincimizi, kederimizi paylaşan, öğretmenlerdir. Çoğu zaman biz, kendimize tahammül edemezken bizlere tahammül eden, yanlış üstüne yanlış yapmamızı önleyen yine öğretmenlerdir. Yeri geldiğinde umut, yeri geldiğinde neşe, yeri geldiğinde anne- babadır. O, her zaman bizim bir parçamızdır.
Biz hayat yolunda ilk adımımızı nasıl atacağımızı bilmezken bizlerin koşturması için koskoca bir bahçenin kapısını açar öğretmen. Zamanla ham beyinleri ham vücutları pişirip hayatın karanlığıyla savaşacak yeni neferler, yeni yıldızlar yetiştirir öğretmen. Bizlerin dikenlerini nasırlı elleriyle, canı yanmaksızın temizler öğretmen. Kendi engin bahçesinin kapılarını ardına dek açarak çığlıklar atarak koşmamıza izin verir. Attığımız hoyratça çığlıklardan rahatsız olmak bir yana hoşnut olur, bizlerin piştiğini gördükçe keyif duyar.
Hangi bahçıvan, çiçekleri için kendini feda eder ki? Ya da hangi aşçı, hayatının en leziz yemeğini yapmak için o tencereye kendinden bir parça koyar ki? Öğretmen, bahçesindeki çiçekler için kendini feda eder. Çiçekleri solmasın diye kendi engin deryasıyla sular onları. Dikenlerini kendi elleriyle temizler. Hayatının en muhteşem yapıtını ortaya çıkarmak için ellerini, gözlerini, beynini, vaktini, canını ortaya koyar. Tıpkı mumlar gibi çevrelerine yararlı olabilmek, etraflarını aydınlatabilmek için kendilerini tüketirler. Ve yarınlar, bu vatan, istikbal ve istiklal çiçekleri öğretmenlerin çiçekleri olacak.
Onlar da öğrenciydiler, zamanla öğrendiler ve öğrettiler. Demek oluyor ki zaman, tek ve asıl öğretmen. İnsan zamanın izlerini görebilmek ilk etapta zor olsa da hayatın emekli bir öğretmeniyken aynanın karşısına geçmek, hayatın bizlere getirisinin ne kadar çok olduğunu düşünmek, hayatın en büyük öğretmen olduğunun basit bir kanıtı değil midir?
